Dünya sürekli bir değişim ve gelişim içindeyken, eğitim sistemi ve anlayışı ne yazık ki son yüzyıllarda çok büyük bir değişim geçirmedi. Bu da bireyleri, okul sonrası yaşamlarına hazırlamakta eğitimin eksik kalmasına yol açıyor. Müfredatlar da, öğrenme biçimleri de tek düze ve sıkıcı kalıyor; bireylerin farklılığını gözetmek yerine, tek tipleşmeye götürüyor; öğrenmenin temelinde öğretmen oluyor ve öğrencinin yetkinliği de bilgisi de tam olarak ölçülemiyor.

Eğitimi daha efektif hale getirebilmek; kalifiye ve geleceğin sorunlarını gören, onlara çözüm üretebilen bireyler yetiştirmek; değişimi yakalayabilmek ve daha da önemlisi değişimi yönetebilmek, eğitim anlayışını değiştirmeye başlamaktan geçiyor. Bu değişimi gerçekleştirebilmek için, eğitimin temeline öğrenme aşkını ve öğrenmeyi öğretmeyi koyabilmeliyiz. Yani, bilgiyi verip ezber istemek değil de; öğrenciye, merakın ve bilginin önemini göstermeli; bilme aşkını ve güdüsünü vermeli; bilgiyi nasıl arayıp bulacağı, bilgiye ulaştığında bunun doğru olup olmadığını nasıl anlayacağı, sonrasında da bu bilgiyle ne yapabileceği ve ne yapması gerektiği bilincini aşılamalıyız; okulun ve müfredatın yeterli olmadığını; öğrenmenin her an, her yerde gerçekleştiğini anlamalı ve anlatmalıyız.

Bunların dışında öğrenme ortamını yeniliklerle entegre hale getirmeli ve öğrenme deneyimini geliştirmeliyiz. Öğrenmeyi eğlenceli ve ilgi çekici hale getirmeli, farklılaştırabilmeliyiz, oyunlaştırma yöntemini kullanabilmeli, ölçme ve değerlendirmeyi de ezberden ziyade gerçek öğrenmeyi ölçecek şekilde evirmeliyiz. Bunun için de teknoloji en büyük yardımcı olacaktır.

Peki bu geleceğin eğitiminin dinamikleri neler olacak, sistem nasıl değişime uğrayacak? İlk olarak, geleceğin eğitiminde, öğrenmenin zamanında ve mekanında farklılaşma kaçınılamaz. Yani öğrenciler kendi öğrenim düzenlerine göre seçecekleri yerlerde ve zamanlarda öğrenebilecek. Bunu gerçek kılacak olan da çevrimiçi öğrenme. Bunun sonucunda, öğrenci kendi hızında, kendi dilediği zaman öğrenmeyi gerçekleştirebilecek. Sınıf anlayışımız değişecek ve teorik olan sınıf dışında öğrenilmeye başlanırken; sınıfta, yüz yüzeyken asıl öğretilen şey pratik olacak.

İkinci olarak, kişiselleştirilmiş öğrenme önem kazanacak. Öğrenciler kendilerini ve öğrenme yöntemlerini tanıyacak ve buna göre kendileri için düzenlenmiş öğrenme yöntemine bağlı olarak yetiştirilecek. Öğrenmenin seviyeleri olacak ve öğrenciler öğrenim gerçekleştirdikçe bu seviyelerde ilerleyebilecek. Eğer seviyeyi geçmekte zorlanırlarsa, eksikliklerini gidermeleri için gerekli şekilde çalışıp tekrar yapmalarına olanak sağlanacak. Yani genele uymayacaklar, seviye sadece sınıf geçmeyle ölçülmeyecek, ilerleme süreci kişiselleşecek ve eğitim süreci onlara uyacak. Bu kişiselleştirme sayesinde; öğrenciler, kendilerini diğerleriyle kıyaslamayacak ve diğerleri altında ezilmeyecek, başarısızlık düşüncesine kapılmayacak ve özgüven eksikliği yaşamayacak. Bunun da kapısını açan ise teknoloji, özellikle de yapay zeka.

Üçüncü olarak, öğrencilerin kendi araçlarını seçmesi için özgürlükleri olacak. Öğrenciler, kendi kişiselleşmiş öğrenme süreçleri için gerekli olan araç-gereçleri keşfedecek ve kullanabilecek. Bu süreç boyunca, öğrenmeyi de öğrenecek ve öğrenmenin keyfine de varabilecekler. İlgilerini çekmeyen, tekdüze bir öğrenme sistemi yerine, kendi öğrenme modellerini yaratabilecekler. Bu uluslararası alanda, “blended learning”, “BYOD (Bring Your Own Device)” ve “flipped classrooms” gibi projelerle birlikte kullanılan bir yöntem.

Dördüncü olarak: projeye dayalı notlama sistemi. Artık ezber yerine, projeler üzerinden öğrencilerin öğrenimleri ölçülecek, bunun da yolunu yine yapay zeka açıyor. Bunun önemi şu; kimse iş yaşamına geçtiğinde yazılı sınavlara tabi olmuyor, sınavlar projelerden oluşuyor; kişilerin, verilen görevleri ne denli başarılı şekilde gerçekleştirdikleri, nasıl araştırma yapıp, bu araştırmayı nasıl ortaya koydukları, bir grup projesi durumunda nasıl grubun parçası oldukları veya grubu nasıl yönettikleri gibi dinamikler sınav puanlarından çok daha önemli. O halde bu yetileri neden okulda öğrenmesinler!

Beşinci olarak, özellikle teknolojinin de son hızda gelişmesiyle birlikte; veri toplamaktan çok, veri işlemek daha önemli hale gelecek. Yani bir bilgiyi ezberlemek değil, bu bilgiyi anlamak ve bilgiyi nasıl kullanacağını bilmek. Günümüzde en çok merak ve endişe edilen sorunlardan biri, teknolojinin mesleklerimizi elimizden alıp almayacağı. Teknoloji geliştikçe, bazı görevleri bizden daha verimli şekilde yapması kaçınılamaz, bu sebeple mesleklerimiz için endişe etmek yerine, mesleklerimizi dönüştürmeli ve geliştirmeliyiz. Veri işlemek de bunun en büyük örneklerinden biri, teknoloji artık sayısız veriyi saniyeler içinde toplayıp depolayabiliyor. Eğer, bu veriyi okumayı ve nasıl kullanacağımızı öğrenmez ve öğretmezsek, geleceğin en önemli yetilerinden biri eksik kalmış olacak.

Altıncı olarak, belki de en önemlisi: öğretmen ve öğrencilerin görevlerinin tamamen değişimi. Öğretmen bir otorite figürü ve bilgiyi veren olmaktan çıkacak, sadece bir gözlemci konumunda olacak. Öğrencilere araştırma yapmanın, öğrenmenin ve üretmenin yollarını gösterecek. Öğrenci, kendi yöntemiyle kendisi öğrenmeyi gerçekleştirecek, böylece öğrenme öğretmene ve sınıfa bağlı olmaktan çıkıp, bireyin kendisine bağlı hale gelebilecek; öğrenciler özgürce öğrenebilecek ve bu süreçte kendi ilgilerini çeken, kendi yatkın oldukları konuları da keşfedebilecek. Bu şekilde öğrenme asla sekteye uğramadan, sürekli gerçekleşebilecek ve keyifli hale gelecek. Ayrıca öğrenci, kendisini tanımış olacak.

Kısacası bu değişim; öğrencinin, okula uyum sağlamaya çalıştığı değil; öğrenimin, her öğrenciye kişisel olarak farklılaştırılmış bir sistem içinde uyum sağladığı bir yapıya geçişle olacak; öğrenme kişiselleşecek ve öğrenci temelli hale gelecek; öğrenci, müfredatta daha fazla söz sahibi olacak ve kendini keşfedebilecek.

Son olarak; ezberden çok hayal gücü devreye girecek. Sınıf ve proje ortamında da teknoloji sayesinde tek tıkla tüm bilgilere ulaşmak mümkün hale gelecek ve asıl önemli olan bilgiye ulaşmaktan çok, o bilgi ile neler yapılabileceği olacak.

Bu değişimi takip edebilmek, geri kalmamak ve yenilikleri yönetmek adına; eğitim sistemimizi yenilemeli, geleceği öğretebilir, geleceğe uyum sağlayabilir hale getirmeliyiz. Bunun yolu da teknolojiyi sınıflarımıza almaktan, öğrenmeyi öğretmekten, ölçme ve değerlendirmeyi yeniden kurgulamaktan, öğrenciyi merkeze almaktan ve öğrencilerin farklılıklarını gözetmekten geçiyor.