Eğitimin tüm tanımlarının ortak noktası yeniye ve güzele varma amacıdır; ilerleme, gelişme, daha nitelikli nesiller yaratabilme… Kurumlar kendilerini bu amaç doğrultusunda tanımlar ve planlarına bu amaç doğrultusunda şekil verir. Zaman zaman tarihsel süreç içerisinde toplumların ekonomik, siyasi ve sosyal beklenti ve değerleri değişse de, eğitim her zaman bu değişime cevap verecek yeni düşünceler üretmelidir ve bu da sağlam bir markalaşma temeline dayanır.

Marka; bir ürünü, aynı cins olan başkalarından ayırmaya yarayan işarettir; farklılıktır, aidiyet belirtir ve bir nevi kimliktir. Marka, kaliteyi temsil eder ve “marka olmak” iyi olmak demektir, diğerlerinden ayrışmak ve görünürde olmak, ileride olmaktır. Ürünler ölürken, markalar nesiller boyu yaşar. Bu sebeple de firmalar, var olmak amacıyla uzun soluklu süreçlerde markalarına yatırım yapar ve “marka olmak” için çabalarlar.

Eğitim sektörüne baktığımızda; öğrenci, yalnızca eğitim süresi boyunca değil, bir ömür okulunun adını taşıyor, onu kimliği haline getiriyor. Bu anlamda öğrenci, eğitim kurumu ile kendisini özdeşleştirmeli, yaşam biçimiyle ilişkilendirmeli ve kurumun bir parçası olmaktan gurur duyabilmeli ki onu daha da ileriyle taşıyıp gittikçe güçlendirebilirsin. Öğrencinin, taşıdığı markadan gurur duymasını sağlayabilecek olan okul, en sonunda yine kendi kazanacaktır ve tüm iş yaşamı boyunca bu markayı tanıtacak ve ileriye taşıyacak olan öğrenci profilini yaratmış olacaktır.  

Bu markalaşmanın temelindeki en önemli madde, eğitim kurumlarının esas amaçlarını belirlemeleri olacaktır. Çünkü öncelikle kurum içerisinde marka anlaşılmalı ve benimsenmeli, içsel markalaşma olmadan, dışa açılmak ve dışarıda tanınan bir marka olmak mümkün değil. Amaçlar belirlerken, basitçe vizyon ve misyonlarını yazmalarından bahsetmiyorum. Gerçekçi amaç ve hedefler belirlemekten ve bunları esas alarak yol haritaları, ders programları, öğrenci profilleri ve öğretmen profilleri oluşturmaktan bahsediyorum. Bu amaç ve hedefler dünün ve yarının ortak değerleri ve inançlarını esas almalı, dünden öğrenmiş ve geleceğin ihtiyaçlarına cevap verebilecek nitelikte olmalı.

İkinci madde olarak, sağlam ve başarılı bir marka yaratmak için; eğitim, bir üretim bandı olarak düşünülmekten vazgeçilmeli. Daha çok sayıda öğrenci çekmek ve çok sayıda öğrenci mezun etmek yerine; nitelikli, kendini geliştirmiş, sektöre ve toplumun geneline katkı sağlayabilecek bireyler yetiştirmek esas olmalı. Öğrenme sevgisi ve öğrenmeyi öğrenme aşılanmalı, öğrenmenin ömür boyu devamlılığı olan bir süreç olduğu bilgisi tüm öğrencilere verilmeli. Ayrıca bu öğrencilerle mezuniyetten sonra da sürekli iletişim halinde kalınabilmeli ve destek devam etmeli. Ancak bu şekilde öğrencilerin, kurumun adını temsil etmeye devam etmeleri ve adına olumlu katkı yapmaları mümkün olabilir.

Üçüncü olarak tüm bunların, amaçların, hedef tanımlarının, öğrenci temelli vizyonların kimliklere uygun kurumsal görsellerle paylaşılmaları, daha çok insana duyurulmaları gerek ki marka doğup ilerleyebilsin. Bunun için özellikle, günümüzün en önemli ve efektif aracı olan yeni medyada, kurumlar bilinçli şekilde aktif ve iletişim halinde olmalı, mottolarını ve söylemlerini akılda kalıcı ve asıl amaca ve hedeflere uygun şekilde belirlemeli. İyi bir genişleme-yayılma planıyla birlikte tüm paylaşımlarını ve bilinirliliğini yönetmeli. Zamanından önce yayılan ve duyulan markalar, hedef kitlesini doğru şekilde belirleyemeyenler kısa ömürlü olup, yeterli etkiyi ve kaliteyi yakalayamadan, henüz anlaşılamadan gücünü yitirebilir.

Marka yaratmanın bir diğer aşaması ise kurumlar arası iş birliğinden geçiyor. Eğitim kurumlarının, eğitim süreçlerinde hem tanınabilinirliğini arttırmak için hem de nitelikli öğrenciler yetiştirmek için sektörle, sanayi ve STK’larla iş birliği halinde olması gerekiyor. Başka markalara çağrıda bulunarak ve onlarla birlikte çalışarak bir marka, hem kalitesini tasdikler hem de karşılıklı istişarelerle gelişmeyi mümkün kılar. Ayrıca sektördeki etkinliklerde, konferanslarda, buluşmalarda yer almak ve hatta bu etkinlikleri oluşturup yönetmek de markalaşmanın olmazsa olmazlarından. Üstelik sadece kurum olarak değil, öğrencilerinin bireysel olarak etkinliklere katılımı için onları cesaretlendirmeli ve desteklemeli. 

Ne yazık ki, günümüzde eğitimde markalaşmanın önemi hala pek çok kurum yöneticisi tarafından anlaşılabilmiş durumda değil çünkü markalaşmanın üniversiteye yönelik kazanımları tam olarak bilinmiyor. Bunun dışında sabır, yeterli bütçe ve pazarlama bilincinin olmaması da kurumsal kimlik oluşumunu ve markalaşmayı engelliyor. Oysa, bir eğitim kurumu ancak kim olduğunu bilir ve bu kimliği ortaya doğru bir şekilde koyabilir, bunu da aldığı aksiyonlarla gösterebilirse; kim olduğunu bilen ve olduğu kişiyle, parçası olduğu kurumla gurur duyan bireyler yetiştirebilir ve bu bireylerin başarılarıyla birlikte ilerleyip varlığını devam ettirebilir. Markasını doğru şekilde tanımlayamamış, eğitim sektörü dahil hiçbir kurum; köklü hale gelemez, toplumdaki değişime ve beklentilere cevap veremez, geleceği yönlendirmek bir yana, takip edemez.  

Farklı olmak, öne çıkmak, seçilmek ve akılda kalmak isteyen bir eğitim kurumu aynı şekilde farklı olabilecek, öne çıkabilecek, seçilecek ve akılda kalacak bireyler yetiştirmeli.

BrandMap